"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir..."
NAPCIS olarak; bilimin, tekniğin ve mühendisliğin ışığında, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.
Selanik'te başlayan hayat yolculuğu, askeri rüştiyelerden Harp Akademisi'ne uzanan disiplinli bir eğitimle şekillendi. Matematik zekası ve stratejik öngörüsü daha genç yaşlarda subay arkadaşları arasında dikkat çekiyordu.
Trablusgarp ve Balkan Savaşları'nda gösterdiği üstün başarılar, onun sadece bir asker değil, aynı zamanda büyük bir organizatör olduğunu kanıtladı. Ancak asıl destan Çanakkale'de yazılacaktı.
19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak yaktığı bağımsızlık meşalesi, Amasya, Erzurum ve Sivas kongreleriyle bir ulusal iradeye dönüştü. "Ya istiklal, ya ölüm!" parolasıyla yönettiği Sakarya ve Büyük Taarruz, dünya harp tarihine altın harflerle geçti.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi, sadece bir ordunun değil, emperyalizme karşı direnen bir halkın topyekün zaferiydi.
Askeri zaferleri, siyasi ve sosyal devrimlerle taçlandırdı. Cumhuriyetin ilanı, saltanatın kaldırılması, medeni kanun, harf devrimi ve kadınlara seçme seçilme hakkı... Her biri Türkiye'yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarma hedefinin parçasıydı.
10 Kasım 1938'de bedenen aramızdan ayrılsa da, "En büyük eserim" dediği Türkiye Cumhuriyeti ve fikirleri sonsuza dek yaşamaya devam edecektir.
Dünya, Mustafa Kemal'in askeri dehasıyla tanıştı. "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum."
19 Mayıs'ta Bandırma Vapuru ile Samsun'a ayak basarak Milli Mücadele'yi fiilen başlattı.
29 Ekim'de "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesiyle Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.
Dolmabahçe Sarayı'nda saat 09:05'te hayata gözlerini yumdu. Fikirleri ölümsüzleşti.